30 Ekim yaklaşıyor…
Kars’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 106. yıl dönümünü kutlamaya hazırlanıyoruz. Bir asrı aşan bu onurlu tarihin ardında mücadele, fedakârlık, vatan sevgisi ve bağımsızlık iradesi var.
Ancak bugün kendimize başka bir soru sormanın da zamanıdır:
Kars, 106 yıl önce düşman işgalinden kurtuldu. Peki Kars ve Ardahan, kendi adını kişisel çıkarlara, makam hesaplarına ve başkalarının nüfuzuna teslim eden anlayışlardan ne zaman kurtulacak?
Meselemiz bir şehirle, bir bölgeyle ya da başka bir memleketin insanıyla değildir. Meselemiz, kendi memleketinin adını kullanarak başkalarının gölgesinde varlık göstermeye çalışan zihniyetledir.
Bugün kültürden sanata, siyasetten sivil toplum kuruluşlarına kadar pek çok alanda aynı soruyu sormak gerekiyor:
Kars ve Ardahan adına konuşanlar, gerçekten bu toprakların insanlarına mı hizmet ediyor? Yoksa bu köklü memleketlerin adını, başkalarının hesaplarında bir basamak olarak mı kullanıyor?
Kars ve Ardahan kimsenin arka bahçesi değildir!
Bu topraklar, birilerinin siyasi hesaplarına insan taşıyacağı, kültürel kimliğini pazarlayacağı, derneklerini ve hemşehri dayanışmasını kişisel ikbaline araç edeceği sahipsiz coğrafyalar değildir.
Kars’ın da Ardahan’ın da tarihi vardır, hafızası vardır, kültürü vardır, yetiştirdiği değerler vardır. Her şeyden önemlisi, kendi iradesiyle ayakta durabilecek insanları vardır.
Elbette başka şehirlerle dostluk kurulacak, ortak çalışmalar yapılacak, kültürel ve siyasi ilişkiler geliştirilecektir. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak dostluk başka, teslimiyet başkadır. İş birliği başka, arka bahçe olmak başkadır.
Kendi memleketinin insanını görmezden gelip başka çevrelere yaranmayı marifet sayan bir anlayışın, memleket sevgisi üzerine söyleyecek ne sözü olabilir?
Karslı ve Ardahanlı gençler destek beklerken, sanatçılarımız sahne bulmakta zorlanırken, kültürel değerlerimiz yeterince sahiplenilmezken, memleketimizin adını taşıyan yapıların öncelikleri ne olmalıdır?
Bir derneğin tabelasında Kars yazması, o derneğin Kars’a hizmet ettiği anlamına gelmez.
Bir etkinliğin afişinde Ardahan yazması, o etkinliğin Ardahan kültürünü yaşattığını göstermez.
Bir siyasetçinin dilinden hemşehrilik sözcüğünün düşmemesi de tek başına memleketine sahip çıktığının kanıtı değildir.
Memleketçilik tabelada değil, duruşta belli olur!
Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla unvan, daha fazla makam, daha fazla gösterişli fotoğraf değildir.
İhtiyacımız olan; kendi insanına değer veren, kendi sanatçısını destekleyen, gençlerine yol açan, kültürünü koruyan ve gerektiğinde kendi memleketinin hakkını savunabilen bağımsız bir duruştur.
Kars ve Ardahan’ın adını taşıyan her kurumun, her yöneticinin ve her temsilcinin kendisine sorması gereken soru şudur:
Ben bu memlekete ne kazandırdım?
Kaç gencin elinden tuttum?
Kaç sanatçının önünü açtım?
Kaç kültürel değerin yaşamasına katkı sundum?
Kaç hemşehrimin sorununa çözüm aradım?
Yoksa bütün yaptığım, Kars ve Ardahan’ın adını kullanarak kendime bir çevre, bir makam, bir itibar edinmek miydi?
Bu soruların cevabı, kimin gerçekten memleket sevdalısı olduğunu sözlerden çok daha açık gösterecektir.
Unutulmamalıdır ki Kars ve Ardahan, yalnızca ihtiyaç duyulduğunda hatırlanacak birer memleket adı değildir. Bu iki kadim coğrafya, tarih boyunca nice zorluklara direnmiş insanların yurdudur.
Kars’ın kurtuluşunu kutlarken, memleketimizin adını kişisel çıkarların ve bağımlı ilişkilerin gölgesinden kurtarmayı da konuşabilmeliyiz.
Çünkü gerçek kurtuluş yalnızca toprağı savunmakla değil; kültüre, kimliğe, emeğe ve ortak iradeye sahip çıkmakla anlam kazanır.
106 yıl önce Kars’ın kurtuluşu için mücadele edenlerin hatırasına saygı duymak, bugün de bu memleketin onurunu ve bağımsız duruşunu korumayı gerektirir.
Ve artık şu cümleyi yüksek sesle söylemenin zamanıdır:
Kars ve Ardahan’ın adını kullanarak yükselmeye çalışanlar değil, Kars ve Ardahan’ı yükseltmek için çalışanlar konuşulmalıdır!
Çünkü bu memleketin ihtiyacı yeni efendiler, yeni gölgeler ya da yeni arka bahçe hesapları değildir.
Kars’ın da Ardahan’ın da ihtiyacı, kendi değerlerine sahip çıkan güçlü bir iradedir.
Toprağın kurtuluşunu tarih yazar. Bir memleketin onurunu ise o onura sahip çıkan insanlar yaşatır.
Oğuz SÖZBİR
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı




